Düşman ayağa bakarmış. Düşman?!

Ansızın yüreğinin ağzına gelmesi için öyle çok büyük şeylere gerek yokmuş. İnsan bilgisayar kasasında kendi ayağının gölgesini görüp ürkebilirmiş. Tam 2 saat boyunca aralıksız fotokopi çektikten sonra yanan devrelerle böyle vakalar normal tabi. İnsan fotokopi makinasının o iğrenç sesiyle bi süre sonra akli dengesini işte böyle kaybedebiliyor. O bi anlık boşluğa düşüp kendi gölgenden korkmak ve sonra gerçeği farkedip kendine gelme ve sonra kopuş anı 🤪 tam delirmecelik durumlar. Bugünlük daha fazla çalışmasam iyi olucak sanırım. Ayaklarımı ters falan görmeye başlamadan COPY tuşuna son kez basar buralardan giderim..

Reklamlar

Hominide gırtlak

Birileri yine rejime başlıcakmış. Öyle deyip duruyormuş sanki demekle oluyormuş bu işler gibi. Boğazını tutamadıktan sonra her gece “sabah kesin diyete başlıyorum” diye niyet etsen ne çıkar. “Niyet önemli” cümlesini tamamen yanlış anlamışsın sen bacım. Diyet önemli. İrade önemli. Azim önemli. Ama gel görki konuşmaya geldimi diyet uzmanıdırda, icraata geldimi tık yok. İki satır kitap okuycak, keyif yapıcak diye almış önüne en süt tozlusundan kahvesini, tabaklar dolusu bisküvilerini, ooh anca yesin löp löp. Neyse daha fazla uğraşamıcam böyleleriyle gidip maydanoz suyumu içiyim ben en sağlıklısından 🤥

Tilki tilki saatin kaç 🦊

Mutsuzluğun resmi işte bu. 2 hafta tatil yapıp canın nezaman isterse ozaman kalkmaya alışınca bünye, şimdi yarın sabah için alarmları kurmak içler acısı. Alarmı demiyorum bak alarmları diyorum. Çünkü bi tanesi asla kalkıp işe gitmek için yeterli diil. Alarma güvenmediğimden değil uyku denen şeye güvenmediğimden. Heleki uykucu şirin gibi yaşamaya alışmışken şimdi işe gidicek olmak çok zor vesselam ama ne edersin ekmek parası için şart. Ekmek önemli, ekmek severim, ekmek yerim. Yer şişerim.. Şişmek demişken yarın Pazartesi madem günlerden yeni bi rejime başlamakta şart ozaman. Heleki bayramdan yeni çıkmışsak. Gidiyimde kendime yeni bi diyet programı yapıyım ozaman. Bayyyy

Daha karpuz kesicektik..

Büyüyebilseymiş tatlımı tatlı bi karpuz olucakken o büyümeyip sevimli bi karpuzcuk olmayı seçmiş. 🍉 Çürüyene kadarda mutfağımda süs olarak yaşayıp baktıkça beni mutlu edicekmiş.

Deli kızın çeyizinde bi olmamış karpuzu eksikmiş çünkü, oda tamamlanmış sonunda 😀

Olmamış karpuz demişken bide olmamış limon varki; oyun meraklıları için tavsiyemdir. Oyunlarla ilgili tüyolar, canlı yayında oyunlar, sohbetler falan. İlgililere duyurulur! Bi göz atmanızda fayda var bence.

Anlaşıldığı üzere bu bir reklamdır 😀

Reklamlar bittiiii…

Karpuz diyoduk, karpuz candır, karpuz kandır. E kesip geliyimde yiyelim ozaman gari..

Boyalı saçlarından sen suçlusun!

Bi otel odasında bu uyarıyı görünce insan durup derin derin düşünme ihtiyacı duyuyor. Tüm yasakları anlarım bi otelle ilgili ama saç boyama yasağı nedir ya? Yasak haline gelicek kadar bu otelde kaç saç boyandı acaba? Yada insan neden saçını otelde boyarki? Saç rengimi değiştirmek istediğimde kuaförden diilde oteldenmi randevu almam gerekiyor? Kafamda deli sorular, kolayca çözemiyorum..

Sonsuza dek sen

Bi bölüm daha sona erdi. Hikayesi bi sonraki kitapta devam eden romanları daha bi seviyorum niyeyse. Yada sevdiğim bi romanın devamı olunca mutlu oluyorum diyelim. “Sonsuza dek sen” çok tatlı bi öyküydü bence. Yaşadığı onca şeye rağmen yada yaşadığı onca şey sayesinde hayata dahada sıkı tutunmanın, dimdik durabilmenin hikayesiydi. “Başkaları için değilde kendin için yaşa bu hayatı!” mesajı veren çok güzel bi anlatım olmuş. Gerçek anlamda mutlu olabilmenin tek yolu bu çünkü. Sevdiğimiz insanların bizi görmek istedikleri kişi olmak yerine olmak istediğimiz kişi olup insanların bizi böyle sevmesi daha bi anlamlı. Ama bu mümkünmü? Pek diil galiba. Çoğu zaman hatta her zaman çevremizdeki insanlar için yaşıyoruz bu hayatı. Attığımız her adım her davranış hatta söylenen sözler insanlar öyle olmasını istediği için. Yada daha az sorun yaşamak için. Çünkü içimizden geldiği gibi davranmamız herkesin eleştirisine katlanmak yada toplumdan dışlanmak, sürekli yargılanmak demek maalesef. Elalem ne der baskısı, adetler böyle zorunlulukları, toplumdaki sınıflandırmalar vs. derken insan insan olmaktan çıkıp birşeylere programlanmış robot gibi yaşar hale geliyor. Ve işin kötü yanı bi çoğumuz hatta hepimiz bunu artık sorgulamaz halde olması gereken buymuş aslında gibi yaşıyoruz. Ve hiçbirimiz mutlu olamıyoruz bu sebepten. Çünkü kendi benliğimizi, duygu düşüncemizi kaybetmiş oluyoruz. Ne acı ama hayat böyle ilerleyebiliyor aksine izin yok gibi. Duvarları kırıp mutluluğa koşan böyle roman kahramanlarını okuyup mutlu oluyoruz işte sadece. Bikaç yüz sayfalıkta olsa öykü bitene kadar o kahraman biz oluyoruz. Cesurca hareket edip bambaşka bi yol çiziyoruz. Sonra gelsin sonsuz mutluluk. Ama son sayfaya gelip kitabın kapağını kapayıp öykü bitince o mutlu yanımızda sayfaların arasında kalıyor. Çünkü gerçek hayata dönüyoruz ve sıkıştığımız kalıpların arasında yaşamaya devam ediyoruz. Lou yada Will kadar cesur olabilmek mümkün olsa keşke bazen.. Umarım yine devamı gelir bu hikayenin. Lou’nun maceralarını okumak çok güzel çünkü..